Erzurumlular çayı niçin "kıtlama" içer?

Önce hemen belirtmeliyim ki sadece Erzurumlular değil; Erzincanlılar, Bayburtlular, Vanlılar, Muşlular, Bingöl, Kars ve Ağrılıların da özellikle ovalarında oturanlar çayı kıtlama içerler. Haritaya biraz daha geniş çerçeveden bakarsak kıtlama çayın izini sürerek Irak''a oradan İran''a, Horasan''a ve nihayet Hindistan''a kadar gidebiliriz.

Haber albümü için resme tıklayın

Bazı ot ve ağaçların yapraklarını çay olarak demleyip içme kültürü, en doğudan batıya doğru Japon, Çin, Türk (özellikle Uygur ve Özbek) ve Hint ülkelerini takip ederek ön Asya''ya kadar gelmiştir. Avrupa ve Amerika''nın ise çayı günümüzde bile öğrendiği henüz söylenemez. Ancak çayın yayılma süreci devam ediyor.

Önceleri çay eşliğinde üzüm, dut, erik ve kayısı gibi meyvelerin kurutulmuşları yenirdi ki ''kuru yemiş'' asıl bunlara denir. Çünkü aslı ''yaş meyve''dir. Ceviz, fındık, fıstık ise ''çerez''dir.

Şekerin çaya eşlik etmesi ise daha sonraki yüzyıllarda başladı. Seylan çayı gibi şeker de aslen Hindistanlıdır. Okyanusa bakan kıyıların bu bitkisini denizci Arap mücahitleri, İran, Pakistan, Hindistan kıyıları boyunca yaptıkları tebliğ ve fetih seferleri esnasında tanıyıp Ortadoğuya taşıdılar. 8 ve 9. Asırlarda ise bütün Akdeniz''e ve İspanya''ya götürdüler şeker kamışını.

Şeker, sıvı haldeyken fıçılarda gemilerle taşınıyordu. İran''ın güneyini ve Arap denizini geçerek Kızıldeniz''de Akabe limanlarına taşınan şeker, buradan Şam ve Beyrut gibi büyük şehirlere aktarılarak işleniyor, sert çubuklar haline getirildikten sonra kesilerek ''akide'' şekeri yapılıyordu.

Şam, bu yüzden bütün bir bölgede şekeri ve tatlılarıyla ünlüdür.

Aynı şekilde Şiraz, Basra ve Bağdat da şeker üretim merkezleriydi. Bağdat ve Şam''ı Anadolu''ya bağlayan kervan yolları üzerindeki şehirler, doğal olarak çayı da şekeri de ilk tanıyan yöreler olmuştur.

Akide şekeri ağza alınarak emiliyor ve çay öyle içiliyordu. Ancak akide bir kerede ağza atmak için iri olduğundan ısırılarak kırılıyor; yani ''kıtlanıyor''du. Demek ki sadece Erzurumlular değil; bütün çay içenler -başka türlüsü bilinmediği için- çaylarını yudumlamadan önce, küçültmek için şekeri kıtlıyorlardı.

Bundan sadece yüz yıl kadar önce şeker pancarı üretimi başlayıp da 1930''lu 40''lı yıllarda şeker fabrikaları yapılana kadar yüzlerce yıl boyunca atalarımız çayı kıtlama usulü içtiler.

Çaya atılınca kolayca eriyebilen fabrika şekeri icat olup da şekeri daha önce görmemiş köy ve kasabalara da şeker ulaşınca, şeker çayın içine atılmaya başlandı. Bu yeni içiciler, daha önce kuru yemişle yahut akide şekeriyle çay içme tecrübesini de yaşamadıklarından içine şeker atılmış çayı kolayca benimsediler.

Ancak çayı yüzyıllarca şekersiz olarak, kendine has kokusunu duyup burukluğunu damakta hissederek içmeye alışmış eski kervan güzergâhındaki şehirlerin halkları, alıştıkları bu keyiften vazgeçmediler. Hatta bu kadim usulü bilmedikleri için çayın içine şeker atarak içenlere, onun aromasını yok edip tadını bozmuş oldukları için belli belirsiz küçümsemeyle baktılar.

İran ve Irak üzerinden gelen kervanların Anadolu''da ulaştığı ilk büyük şehir Erzurum olduğu için, pek çok Asya kültürü gibi kıtlama çay kültürü de en eski ve köklü biçimde Erzurum''da yerleşmiş ve benimsenmiştir.

Şeker çok uzaklardan; okyanus kıyılarından önce gemilerle, sonra kervanlarla Erzurum çarşılarına gelene kadar çok pahalılaşmış olacağı için son derece kıt ve kıymetliydi. Kıtlama usulü, aynı zamanda şekeri ekonomik kullanmak demektir. Şeker ne kadar küçük ısırılır ve az şekerle ne kadar çok çay içilirse o kadar iyidir.

Bu yüzden Erzurum''da kıtlama bilmediği için şekerleri üçer beşer ''harcayan'' acemi içiciler üzerine çok sayıda latife vardır.

Bunlardan birini de aktarıp bitireyim. Yine bir savaş sonrasının kıtlık yıllarında Erzurum''luya bir misafir gelmiş. Yemekten sonra çaya oturmuşlar ama misafirin doyacağı yok, içtikçe içiyormuş. Üstelik kıtlama usulünü bilmediği için her yudumda bir şeker tüketiyormuş. Böyle yirmi, otuz çay içtikten sonra nihayet semaverde su tükenmiş. Ev sahibi misafirperverliğini koruyarak ''İçerseniz yeni çay demleteyim'' diyince misafir, ''Yok demiş, doktor dedi ki fazla içme, dokunur!'' Bunun üzerine ev sahibi daha fazla dayanamayarak ''Yahu demiş, çay benim, şeker benim, dokunursa bana dokunur, sana ne olacak!''

Kıtlamanın hikâyesi özetle budur.

17 Mart 2020 - Kültür & Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi