NECİP FAZIL KISAKÜREK, DAVASI ZAMANI VE YÖNTEMİ -I-

Vefatının 37. yıldönümü dolayısıyla Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i hem rahmet ve minnetle anıyor; ruhu şad, makamı cennet olsun, diyorum; hem de özellikle bugün O’nu ve O’nun Davasını, 29 Mayıs Ruhu’nu da katarak, yeniden ama ciddi anlamda incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevedeki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Osmanlı’nın yıkılıp, Genç Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber, Osmanlıyla, İslam medeniyetiyle ve İslam’la, Milletimizin, bilimsel ve fonksiyonel bağları, bir bir kesilmeğe ve koparılmaya başlanmıştı. Çünkü gerek Osmanlının yıkılışının getirdiği sorunlar, gerekse I. Dünya Savaşı ve İstiklal savaşının oluşturduğu olumsuz ortamlar, İslam’ın yeniden öğrenilmesini, öğretilmesini ve medeniyet düzeyinde geliştirilmesini, olağanüstü düzeyde olumsuz olarak etkilemeğe başlamıştı. Ayrıca Genç Cumhuriyetin, Milletimizin bin yıllık tarihinden, inancından ve kültüründen kopuk olarak ve bambaşka bir zeminde kurulmağa başlanmasıyla gelişen süreç te, bu olumsuzluğu daha da artırmıştı. Millet, yeni kurduğu devletinden, tam da ‘yıkılışın ve büyük harplerin açtığı yaraların sarılmasını’ beklerken, bu olgu, kendi başına yeni ve daha onulmaz büyük yaralar açmıştı. Bunların ötesinde, o günkü yöneticilerin, daha 1920’li yıllardan itibaren Ülkeye, devlet eliyle egemen kılmaya çalıştıkları, milletin bakış, anlayış, kavrayış ve dünya görüşünden ayrı bir bakış açısı ve ideolojileri vardı. Bunun hedefi de, Milletin hafızasından bin yıllık tarihini, inancını ve dünya görüşünü silip, ‘yeni bir anlayış, bakış açısı ve ideoloji’ eliyle, ‘yeni bir toplum ve millet yaratmaktı’.



İşte böyle bir ortamda Necip Fazıl Kısakürek, aristokrat bir ailede, bu zor dönemde 1904’te dünyaya geldi. Gençlik çağına girince, İslam dışı aristokrat çevrelerin dünyevi nimetlerini, doyasıya tatmaya hazır ve her türlü imkânı varken, O, tıpkı Allah Resulü(AS)’nün çok sevdiği sahabesi, Mus’ab b. Umeyr gibi, bunları elinin tersiyle itip ulvi bir davayı seçti ve O Dava’nın yılmaz bir savunucusu oldu. O dava, İSLAM DAVASI’YDI.

Necip Fazıl Kısakürek, Ülkeye o gün için egemen kılınmaya çalışılan bakış açısını, anlayış, kavrayış ve ideolojiyi reddetmiş; onun yerine bir anlayış, bir bakış açısı, bir inanç ve dünya görüşü, bir yaşam biçimi, Ülke ve dünya nizamı olarak İslam’ı benimsemişti. 1920’li yıllarda oluşturulan ve 1930’lu 40’lı yıllarda meyvesini vermeğe başlayan ortamlar, İslam’ı, açıktan, bir sistem ve bir dava olarak seçip savunmak şöyle dursun, bir kültürel birikim olarak gündeme getirmenin dahi en zor olduğu ortam ve yıllardır. İşte o ortam ve yıllarda Necip Fazıl Kısakürek, İslam adına Ülkemizde açıktan ve yiğitçe mücadele başlatmış bir insandır. Eğitim-öğretim, bürokrasi, yönetim, iş dünyası, basın, yayın, entelektüel ve sosyal dünyada tam da geçmişle bugün arasındaki iplerin koptuğu ya da koparıldığı bir dönemde Necip Fazıl, bin bir türlü zorluklarla o bağları yeniden kurma ya da döşeme çalışması başlatmıştı. O, bu mücadeleyi, İslam’ı, bir nizam olarak anlamak ve anlatmak şöyle dursun, kültürel bir kırıntı halinde gündeme getirmeyi dahi yasaklayan kendi devlet yönetimimize karşı vermekteydi.

Ancak Üstad, bu mücadeleyi yaparken asla kendi devletine karşı dikleşmedi, onunla kavga etmedi, ama sürekli dimdik durdu. Yiğitçe davasını savundu. Bunun karşılığında da bin bir türlü zorluklarla örülü, çilekeş ama onurlu bir hayat yaşadı.

O dönemde Ülkemizde ve İslam coğrafyasında değişik yöntemler uygulayarak mücadele eden Müslüman önderler de vardı. İslam coğrafyasında değişik yöntemlerle Ulvi davaya hizmet edenlerin birçokları ve izleyenleri, ya kendi Müslüman milletinin inancına, tarihine ve kültürüne aykırı olarak kurulmuş bulunan kendi devletleriyle doğrudan silahlı mücadeleye başvurdular, ya da ömürleri sürekli dikleşmek ve didişmekle geçti, ağır faturalar ödediler ama hedeflerine ulaşamadılar. Hala da aynı sıkıntıları yaşamaktadırlar.

Yarın devam edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Özyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi