Allah En Büyüktür

Hicretten önce Mekke’nin baskı ve şiddet dolu ortamında Müslümanların toplanmaları ve birlikte namaz kılmaları mümkün değildi. Bu sebeple namaz vakitlerinin duyurulması konusu hiç düşünülmemiş, bir yerde toplanmayı sağlayacak bir işaret veya vasıtaya ihtiyaç duyulmamıştı. Medine’ye hicretten ve mescid yapıldıktan sonra ise Müslümanlar, cemaati kaçırmak istemediklerinden erkenden mescide geliyor ama önemli bir kısmı cemaate yetişemiyordu.

Sevgili Peygamberimiz namaz vakti geldiğinde mü’minleri toplayabilmek için hemen bazı tedbirler aldı. Efendimizin görevlendirdiği bazı sahâbîler yüksek evlerin damlarından insanları namaza dâvet ediyor, bazıları da Medine sokaklarında koşarak ‘es-salâh, es-salâh’ (namaz! namaz!) ya da ‘es-salâtü câmiatün!’ (namaz toplayıcıdır) diye bağırıyorlardı. Fakat tüm bu zahmetlere rağmen gerekli netice alınamıyor, mü’minlerin hep birden namaz kılmaları sağlanamıyordu.

Hz. Peygamber Efendimiz vakit kaybetmeden namaza nasıl dâvet edileceği hususunda sahâbîleriyle istişâre etti. Bazı sahâbîler bir çan edinilmesini ve vakit geldiğinde çan çalınmasını teklif ettiler. Ancak Efendimiz bu teklifi reddetti. Zira çan çalmak Hıristiyanların âdetiydi. Bir sahâbî namaz vaktinin bir boru sesiyle hatırlatılmasını teklif edince Peygamberimiz bunu da Yahûdîlere ait olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Bazı Müslümanlar namaz vakitlerinde ateş yakılmasını ve dumanı görenlerin namaza gelmesini teklif ettilerse de ateş yakmanın Mecûsî âdeti olması sebebiyle bu fikir de kabul görmedi. Namaz vakitlerinde yüksek bir yere bayrak asılması düşüncesi de uygun bulunmadı. Namaz için yapılacak dâvet İslâm’a hâs ve lâhûtî olmalıydı.

Hem Hz. Peygamber Efendimiz hem de ashâb-ı kirâm efendilerimiz, namaza nasıl dâvet edileceğini düşünüyor, hiçbir kültür ve medeniyetin taklidi olmayan bambaşka bir vasıta araştırıyorlardı. Ensârdan Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe radiyallahu anh bu meseleyi o derece dert edinmişti ki evine geldiğinde sofraya oturamamış, Allah Resulü’nün derdiyle dertlendiği için iştahı kesilmiş, yemek yiyememişti. Gönlü Allah sevgisiyle, zihni Muhammed aleyhisselâm’ın endişesiyle dolu yüce sahâbî o gece bir rüyâ gördü.

Rüyâsında üzerinde yeşil elbiseler bulunan bir adam, adamın elinde ise bir çan vardı. Hemen sordu: “Ey Allah’ın kulu! O çanı bana satar mısın?” Adam “Ne yapacaksın ki bu çanı?” deyince de: “Halkı onunla namaza çağıracağım” dedi. Adam, “Sana bundan daha hayırlısını, daha güzelini göstereyim mi?” dedi ve ezanın sözlerini öğretmeye başladı. Adam ayrıca namaza kalkılacağı zaman “Hayye ale’l-felâh”tan sonra iki kere “Kad kâmeti’s-salâtü” (namaz başlamıştır) demesini söyleyerek ikâmeti de öğretti.

Abdullah uyandığında yüreği âdetâ sevinçten fırlayacak gibiydi. Sabah olmasını beklemeden kalktı ve mescide, Hz. Peygamber’in yanına koştu. Rüyâsında gördüklerini anlattığında sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu: “İnşallah bu gördüğün rüyâ haktır. Şimdi kalk ve gördüklerini Bilâl’e öğret. Çünkü onun sesi seninkinden daha yüksek, daha gürdür.”

Hz. Bilâl, Zeyd b. Sâbit’in annesi Nevvâr binti Mâlik’in evinin damına çıktı ve ilk sabah ezanını okumaya başladı. Medine’de büyük bir sevinç ve heyecan yaşanıyor, insanlar mescide akın ediyorlardı. Hz. Ömer hayretler içerisinde, elbisesini sürüyerek koşuyor, mescide geldiğinde ise Efendimize şöyle diyordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Seni Hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, Abdullah’ın gördüğü rüyânın aynısını ben de gördüm.” O sırada ezan Efendimize vahiyle de bildirilmişti. Sevgili Peygamberimiz tebessüm ederek “Bu konuda vahiy seni geçti.” buyurdu. Rivâyetlere göre o gece daha başka sahâbîler de aynı rüyayı görmüşlerdi.

Hz. Peygamber Efendimizin namaza dâvet hususunda mü’minleri toplaması ve onların fikirlerini alması ne kadar kıymetlidir. Zira ezan tüm bunlar yaşanmadan önce vahiyle de belirlenebilirdi. Ancak bu olay İslâm’ın istişâreye verdiği önemi ve Allah katında mü’minlerin ne kadar değerli olduğunu göstermektedir.

Kalpler aynı dava için çarpar, sevinç ve kederler bir olur, herkes aynı şeyi dert edinirse bunun adı kardeşlik olur. Derdi, dâvâsı bir olanların geceleri de aynı rüyâlarla süslenir. Mekkeli Ömer’le Medineli Abdullah aynı gece aynı rüyâyı görürse o şehir Medine, o asır asr-ı saâdet olur. Ne yazık ki, günümüz Müslümanları bırakın aynı rüyâları görmeyi, bir masanın etrafında toplanmayı bile beceremiyorlar.

İlk ezanı okumak, İslâm’ın ilk müezzini olmak Hz. Bilâl-i Habeşî’ye nasip oldu. O, bir zamanlar Mekke vadilerinde efendisinin sürülerini güden basit, kimsesiz bir köleydi. Müslüman olduğunda zâlim efendileri tarafından en ağır işkencelere, dayanılmaz zulümlere maruz kaldı. Ateş gibi yanan çöl kumlarının üzerine yatırılıp göğsüne kocaman kayalar konulduğunda bile imanını haykırmaktan vazgeçmedi. “Allâhu ehad” (Allah birdir) nidaları zâlimlerin suratında bir tokat gibi patladı. Âlemlerin Rabbi, en zor zamanlarda Mekke sokaklarını “Allah birdir” diye inleten kuluna Medine’de ‘Allâhu ekber’ (Allah en büyüktür) diyerek ezan okumayı nasip etti.

Evet, Allah en büyüktür. Bir önceki yazımızda üniversite öğrencilerine nasihat ederken büyüklerini tanımalarını ve büyüklerin en büyüğünün de Yüce Allah olduğunu söylemiştik. Hiç düşündünüz mü, bir Müslüman günde kaç kere ‘Allâhu ekber’ cümlesini işitiyor veya telaffuz ediyor? Gelin, birlikte sayalım. Bu cümle bir ezanda altı kere tekrar ediliyor. Günde beş ezanımız olduğuna göre biz bu cümleyi otuz kere işitiyoruz. Otuz kere de Kâmette işitiyoruz, etti altmış. Daha bitmedi. Namazdan sonra tesbih çekiyoruz. Yüz altmış beş kere de bu cümleyi tesbihlerde tekrar ediyoruz, etti iki yüz yirmi beş. Yine bitmedi. Namaza bu cümle ile başlıyor, rükünden rüküne geçerken bu cümleyi tekrar ediyoruz.

Hiç saydınız mı, beş vakit namazını kılan bir Müslüman günde kaç kere ‘Allâhu ekber’ diyor? Bunu da siz sayın ve yukarıdaki rakama ekleyin, bakalım ne çıkacak? Siz, dikkatli bir şekilde bunu sayarken ben de gelecek sayı için göndereceğim yazıyı hazırlayayım. Ama sayma işinde acele etmeyin ve toplamayı baştan savma yapmayın; evde herkes kendine göre saysın. Sonra da birbirinizin yanlışlarını bulun ve gerçek sayıyı bana da bildirin. O zaman göreceksiniz; biz, kimin yolunda ve kimin uğruna cihad ediyormuşuz.

Cihad dersleri devam edecek, bizden ayrılmayın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa AĞIRMAN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi