YUH OLSUN YUH OLSUN YUH OLSUN UNUTANLARA İNAT, UNUTMAYACAĞIZ...

Seksenli ve doksanlı yıllarda, bir numaralı tehdit, MÜSLÜMANLAR idi, bizlerdik. Her zaman ana konu; İrticayla mücadele! idi. Hedefin ortasında da; İHL okulları vardı. Mütedeyyin, muhafazakar, insanlar vardı.
Sivil hayatta ise; hep gözlem altında idik. Telefon defterimizi yanımızda taşımaktan çekinirdik. Kıymetli evraklar bazı parti binalarında bulundurulmaz, evlerde saklanırdı. Sohbetler, ev ziyaretleri altında gerçekleştirilirdi. Üç, beş arkadaş bir araya gelemezdik... Öğrenci kardeşlerimizle ancak, evlerimizde buluşurduk. Ağlaşırdık, kafa yorardık, dua ederdik, sessiz eylemler yapardık, barış zincirleri oluştururduk, kimi zaman polis jopları ile; tanışırdık... Beyazıd CAMİİ protestolarına katılırdık. İslami terimlere, basın ve yayına destek veiridik. Özgürlük adına yapılan mitinglere ailemizle destek verirdik. Çocuğumuzu inadına İHL okullarında okuturduk, Herkesin sırt döndüğü zamanlarda; İlahiyat fakültelerine gönderirdik.. Oralarda okumalarını gençlere öğütlerdik. her alanda ve her yerde...
Kınayanların kınamasına aldırmadan, çocuklarımıza moral takviyesinde bulunurduk...
Şimdi ise yeni tehditleri, bizler üretiyoruz. Bu tehdit, Üstelik kendi içimizden. En acı olan tarafı da; budur.
Bazılarımız, Fikir olarak, Bizim dışımızdakilere, karşı oldukça merhametliyiz. İyilik doluyuz. Yardımseveriz. GÜLER YÜZLÜYÜZ, Üslubumuza dikkat ediyoruz.
Fakat kendi içimize, KENDİ YOL ARKADAŞIMIZA, kendi arkadaşımıza, mensubu olduğumuz camiaya döner dönmez, sesimizin tonu, yüzümüzün rengi değişiyor. Hiddetleniyoruz, kızıyoruz, alay ediyoruz, olmadı küçümsüyoruz...
Birbirimizi yanlış anlamaya programlanmış makineler gibiyiz.
İtimat duygusu, maalesef, insanların arasından çekiliyor. Oturup konuşamıyoruz, dertleşemiyoruz. Adeta, birbirimize saldırmak, yaralamak, karşımızdakini küçümsemek, alaya almak için; fırsat bekliyoruz. Birbirimize inanmakta güçlük çekiyoruz. Dostumuzu, arkadaşımızı, bir türlü inandıramıyoruz. Peki, aradaki boşluğu neler dolduruyor? İşte cevap: Şefkatten, merhametten, anlayıştan, anlatamamaktan, uzak kara, kara düşünceler... Buna bağlı olarak güvensizlik, belirsizlik...
Suriye'de, Irak'ta Müslümanlar birbirlerini silahla öldürüyor. Savaşın en acımasız hali yaşanıyor. Bizler de burada birbirimizi klavyeyle yaralıyoruz. Sözle parçalıyoruz. Dinlemeye bile; tahammül etmiyoruz. Savaş anında; insan ölüyor. Sanal alemde, gerçek tartışmada; insanlar arası ilişkiler, dostluklar, güler yüzlü olma halleri ölüyor. Sonuçta; ikisinde de; ölüm var.
Kendimiz gibi düşünmeyeni hemen dışlamanın peşindeyiz. Her farklı fikrin altında kötü niyet arıyoruz. Bir dış bağlantı. Bir operasyon. Dışlama, ihanetle suçlama, ötekileştirme, aldı başını gidiyor...
Küçük bir hatanın, kusurun, hatta latifenin nerelere kadar götürülebileceğini biliyor, bunun böyle olabileceğini sıklıkla görüyoruz. Tahammülümüz kalmadı... İnsanları, kimi zaman; dinlemek bile, istemiyoruz. Nefes almasına dayanamıyoruz.
Seneler öncesinde zor zamanlarda; üzerimizde var olmayan; yeni özelliklerle kendimizi donattık. Ancak, O, özelliklerin çoğu samimiyetten ve sevgi ortamından çok uzaklarda... Bu durumda, birinci şahitliğim şudur ki; evvela üslubumuzu kaybettik. Tavrımızın uzağına düştük. Anlayışımızı yitirdik. Yanlışı örnek aldık. Doğru davranmayı, doğru söz söylemeyi unuttuk. Önemli olan halden anlamaktır. Biz ise; zafer kazanmış kumandan gibi; dilimizle, yazımızla, hareketlerimizle; karşı tarafı yaralamaktan, zevk alır olduk...
Bir başka önemli husus ise; Kötülük konusunda, öne çıkan insanların ve o, insanların iyi olarak tanınmasının sayısı endişe verici oranda arttı. İnsanları tanıyamaz olduk. Yıllar öncesinde hayranlıkla baktığımız kimi insanların; çok da hayranlıkla bakılacak insanlar olmadığına şahit olduk. Fikir ve düşünce fakiri olarak, karşımızda bulduk. Bu buluş, bizi çok yaraladı, hırpaladı. Kabullenemedik. Nasıl olur? diye sorgulamay çalıştık.
FİKİR VE DÜŞÜNCE FAKİRLİĞİ YAŞIYORUZ...
Hatta fikrinizi, düşüncenizi kaleme aldığınız yazılarınız, birilerini rahatsız eder oldu. Sizi uyarma görevini kendinde bularak, ikazlar vermeye çalıştılar. Ne kadar garip bir durumdu. Şaşırdık, kaldık... Bir kalem erbabına, hiç de hak etmediği bir tavırlar; yön vermeye çalışmak...
Bir başka önemli ayrıntı da; yıllar, yıllar önce; Müslüman olduğu için; İslamı savunduğu için; sorgulanan, dışlanan, ceza gören, soruşturma geçiren, fişlenen arkadaşların, EZİLEN İNSANLARIN, İslamın bir emrini yerine getirmek için, gayret gösteren insanların takdir edilmesi, teveccüh edilmesi gerekirken; Onun yerine; O, günlerin şartlarında SİSTEME YALAKALIK YAPAN, ona uyum sağlamaya çalışan, hatta mücadele eden dostlarına;''Bırakın artık bu mücadeleyi'' diye tavsiyelerde bulunan, insanları tercih eder olduk. Hareketin en ön tarafına koyduk. Onları rehber edindik.
Ülkemdeki uyanışı hazm edemeyen bazı çevrelerin, Orduyu göreve davet eden, miitnglerine canu gönülden katılan insanları ödüllendirir olduk. Taviz üstüne taviz vererek; hanımının başını açan, istikbali için, endişe duyarak İslami STK' lardan uzak duran, insanları öne çıkarır olduk. Ödüllendirir olduk. Baş tacı eder olduk.
Hatta, İslami kimliğinden taviz vermeyen, bu uğurda çeşitli sıkıntılara katlanan, mücadele eden, İnsanları; unutur olduk. Hatta, O, yıllarda inanç kimliğini taşıdığı ve sahip çıktığı için, bu insanlara ve çevrelere sırt dönen insanların; şimdi takdir edilmesi kabul edilecek bir durum değildir...
YUH olsun bu davranış içerisinde olanlara, Yuh olsun, O günkü durumlarını kendileri ve ALLAH bildiği halde; bugün O, GÜNLERİNİ UNUTUP, baş tarafta bulunanlara, Yuh olsun, bu tür insanları bildikleri halde, onlara destek verenlere... O günün çilesini çeken insanlara sırtını dönenlere... Görmemzlikten gelenlere...
BİR KEZ DAHA YÜREĞİMDEN ÇIKAN NEFESİN TÜM GÜCÜYLE HAYKIRIYORUM YUH OLSUN... YUH OLSUN... YUH OLSUN...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan Arslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi